22/7/2008 - Bir Kişinin Sahâbî Olduğu Nasıl Bilinir?
Bir Kişinin Sahâbî Olduğu Nasıl Bilinir?Sahâbîlik herkese nasip olmayacak şerefli bir makamdır ve ancak Hz. Peygamber zamanında yaşamış belli sayıdaki insanlara nasip olmuştur. Böyle olmasına rağmen, Hz. Peygamberle görüşmedikleri halde zaman zaman sahâbî olduğunu söyleyen bazı kimselerin ortaya çıktığı görülmektedir. İşte sahâbî olmadıkları halde böyle bir iddiada bulunanları tespit etmek ve sahâbîliğin suistimal edilmesini önlemek için İslâm âlimleri bu konu üzerinde titizlikle durmuşlar ve sahâbîleri tanımaya yönelik belli yollar tespit etmişlerdir. Bir kişinin sahâbî olduğu şu yollarla bilinir: a. Tevâtür yolu. Yalan söylemek üzere bir araya gelmeleri mümkün olmayan kalabalık bir topluluğun bir kişinin sahâbî olduğuna şahitlik etmeleri. Hz. Ebû Bekir (ö. 13/634), Ömer (ö. 23/643), Osman (ö. 35/655), Ali (ö. 40/660) ve Aşere-i Mübeşşere’nin diğer altı ferdinin sahâbî oldukları bu yolla bilinmektedir. b. Şöhret yolu. Başlarından geçen ilginç bir takım olaylardan dolayı sahâbe arasında şöhrete ulaşmakla. İlk müslümanlardan Yâsir, eşi Sümeyye ve oğulları Ammâr (ö.37/657) buna örnek olarak zikredilebilir. Ammâr ailesi, işkence gören ilk müslümanlardan olduğu için meşhur olmuştur. c. Şehâdet yolu. Bir sahâbînin veya güvenilir bir tabiînin bir kimse hakkında onun sahâbeden olduğuna dair şahitlikte bulunması. Humeme b. Ebî Humeme ed-Devsî’nin sahâbî olduğunu, ashâbın önemli simalarından Ebû Mûsâ el-Eş’arî haber vermiştir. d. İkrar yolu. Müslüman olan ve toplum arasında sözüne güvenilir kabul edilen bir kimsenin, kendisinin sahâbî olduğunu söylemesi. Ancak böyle bir sözün geçerli olması için, söyleyen kişinin en geç hicrî 110 (milâdî 728) tarihinde vefat etmiş olması gerekir. Çünkü hicrî 11 (milâdî 632) yılında vefat eden Hz. Peygamber, vefatından çok az bir zaman önce “Yüz sene sonra bugün hayatta olanlardan kimse sağ kalmayacaktır.” (Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 53) buyurmuş ve sahâbe asrının hicrî 110 (milâdî 728) yılında sona ereceğini haber vermiştir. Bundan dolayı, bu tarihten sonra sahâbî olduğunu iddia ederek ortaya çıkan kimseler sahâbî olarak kabul edilmemiş, yalancı ilân edilmişlerdir. Bunlar dışında, bir kişinin sahâbî olup olmadığını tespit etmekte yardımcı olan başka hususlar da bulunmaktadır. Hz. Peygamber devrinde bir ordunun başına kumandan olarak görevlendirilmek, Hulefâ-i Râşidîn döneminde yapılan savaşlarda ve fetih ordularında üst seviyede görevlere getirilmiş olmak, Hz. Peygamber devrinde Medine’de doğmuş olmak ve Vedâ haccında bulunmuş olmak bu hususlardan bir kaçıdır. Özet olarak söylemek gerekirse, sahâbî olduğunu iddia eden veya sahâbeden olduğu söylenen kimselerden birinin durumu bu yollardan biriyle kanıtlanmadıkça o kimse sahâbî olarak kabul edilemez. Bilinen sahâbîlerin hepsi bu yollardan biriyle tanınarak sahâbî olduklarına hükmedilmiştir.
|
|
Yorum yaz!
|
2008-07-28 01:42:05 - ALLAH AŞKIYLA DOLU HAYIRLI MUTLU HUZURLU GÜNLER DİLERİM |
| Yazan: hayyalelfelah |
İlk ezan
Müminleri cami'e, namaza davet için,
Belirli bir usul ve işaret yoktu ilkin.
(Essalatü Cami'a!) yalnız deniliyordu.
Bunu duyan müminler, namaza geliyordu.
Peygamber Efendimiz, Eshabıyla bu kere,
Bu hususu görüşüp, eyledi istişare.
Kimisi (Çan çalalım) dedi ise de, fakat,
Kabul buyurmadılar bunu Fahr-i kainat.
Buyurdu: (Hıristiyan adetidir bu yalnız.
Hiç münasip değildir onlar gibi yapmamız.)
Kimi (Boru çalalım) diye teklif ettiler.
Buyurdu ki: (Onu da, çalıyor yahudiler.)
Kimi (Ateş yakma)yı Resul'e teklif etti.
Buyurdu ki: (Ateş de, mecusiler adeti.)
Bir kaçına, rüyada öğretildi bu ezan.
Arz ettiler, beğenip kabul etti o zaman.
Bilal-i Habeşi’yi çağırıp huzuruna,
Ezan okumasını, vazife verdi ona.
Var idi ki çok gür ve pek tesirli bir sesi,
Ezana başlayınca, ağlatırdı herkesi.
Resulullah mescitte, eşine rastlanmayan,
Sohbet buyururlardı Eshaba çoğu zaman.
Rabbinin bahşettiği feyz-ü bereketleri,
Eshabının kalbine akıtırdı ekseri.
Bu sohbet şerefine nail olunca onlar,
Yüksek derecelere, bir anda kavuştular.
Sohbet bereketiyle, cümle Eshab-ı güzin,
Canlarını verdiler, Resul-i zişan için.
Öyle çok sevdiler ki hem de birbirlerini,
Canından fazla sevdi birisi diğerini.
Öyle olmuşlardı ki onlar bu muhabbette,
Methetti Hak teâlâ onları çok âyette.
Resul’ün huzurunda, dikkat ederlerdi hep.
Hiç hareket etmeden, dururlardı pür edep.
Kuşlar, ağaç zannedip, konardı üstlerine.
Onlarda kımıldama olmazdı asla yine.
Peygamberlerden sonra, böylece hepsi onlar,
Mahlukatın efdali, en üstünü oldular.
Hepsinin derecesi, oldu yüksek ve a’la.
Meth-ü sena eyledi onları Hak teâlâ.
Mealen buyurdu ki: (İlk iman edenlerden,
Muhacir ve Ensar'ın önce gelenlerinden,
Ve bu yoldakilerden razıdır cenab-ı Hak.
Onlar dahi Allah'tan razıdırlar muhakkak.
Cennetler hazırladı Allah bu kimselere.
Yarın huzur içinde, girerler bu yerlere.
Bu Cennetler altından, nehirler akmaktadır.
Bunlar, o Cennetlerde sonsuz kalacaklardır.)
http://hayyalelfelah.blogcu.com/ |
| Bağlantı |
|
Hakkımda
Dini konular hakkında bilgiler makaleler şiir,ler
|